7 Kasım 2012 Çarşamba

MAX WEBER


Yazar Taha Akyol, Milliyet gazetesindeki bir yazısında  Max Weber hakkında önemli bilgiler aktarıyor. İşte Taha Akyol'un "Max Weber'e saygı" başlıklı yazısı:


Raymond Aron'a göre, Weber, "toplumbilimcilerin en büyüklerinden, hatta, denilebilir ki, en büyük toplumbilimcidir... Dünya tarihini bilen son toplumbilimciydi... En önemli soruları sormuştu..."(1)
Weber'in büyüklüğü şuradan bellidir ki, daha Bolşevik devriminin dokuzuncu ayında, Marksist Sosyalizmin "işçilerin değil, memurların diktatörlüğü" olacağını görmüştür! Bürokrasi konusunda demokrasileri de uyarmıştır:
"Eğer bürokrasi üzerinde etkili bir denetim kurulamazsa, seçimlerde, parlamento tartışmalarında ve kanunların yapılmasında elde edilen başarılar boşunadır..."(2)
Sanki bugünkü Türkiye'yi anlatıyor!
Otorite türleri, karizmatik lider, bürokrasi, sosyolojik anlamdaki rasyonelleşme, sekülerleşme konularında Weber öncü bir sosyologtur.
Weber'in büyüklüğünün bir sebebi de kapitalizm ve rasyonelleşme ile dinler arasındaki ilişkileri inceleme konusunda çığır açmış olmasıdır.
Aron'un belirttiği gibi, Weber, dinle bilim arasında kesin bir çatışma olduğuna inanılan (pozitivist) bir dönemin, 19. yüzyılın sosyologudur.
Ama Weber, "çok dindar bir aileden geldiğinden, büyük bir olasılıkla dinsiz olmasına rağmen, ancak geçmiş çağlarda görülen dinsel inanca derin bir saygı duyar ve modern toplumların rasyonel (akli) dönüşümlerini karmaşık duygularla düşünürdü..."
Hatta Weber, hızlanan rasyonelleşme ve bürokratikleşmenin totaliterliklere yol açabileceğini de seziyor, "hayatı yaşamaya değer kılan şeylerin, yani kişisel seçim özgürlüğünün, sorumluluğun ve inancın baskı altına alınmasından" kaygılanıyordu.(3)
Milliyetçi bir liberal olan Weber'i anlamadan din, toplum ve ekonomi ilişkilerini, "dinci sermaye"yi, sekülerleşme, bürokrasi, karizmatik otorite, hukuk devleti gibi bugünkü Türkiye'nin hayati tartışma konularını kavramak mümkün olmaz.

KAPİTALİZM VE DİN

Weber, ailesi sayesinde ilahiyat tartışmalarına katılmış ve bu konudaki literatürü de uzmanca kullanacak düzeyde öğrenmişti. Araştırcı enerjisinin önemli bir bölümü dinin insan davranışları ve hayatı üzerindeki etkilerini incelemeye ayırmıştı.(4)
Dinle ekonomi arasındaki etkileşim ilişkilerini anlayabilmek için hem derin bir din ve tarih bilgisine, hem dindarların duyarlılıkları konusunda iyi niyetli bir anlayışa sahip olmak gerektiğinin en iyi kanıtı, Weber'dir.
Bizdeki laikçi darkafalılığın bir sebebi kudret sahibi bürokratların ve resmi ideologların bu alanlardaki bilgi ve anlayış yoksunluğudur.
Weber'in vardığı sonucu, R. Aron şöyle özetliyor:
"Ekonomik insanla dinci insan arasında köklü bir ayrım yoktur!..."(5)
Bizim dincileri de laikçileri de küplere bindirecek bir bulgu!
Weber, "Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu" aslı şaheserinde işte bunu, Protestan/Kalvinci tarikatların ekonomik rasyonelleşmeye ve kapitalizmin gelişmesine nasıl öncülük ettiklerini anlatmıştır!
Weber görmüştür ki, sermayedarlar Protestanlar da daha çoktur. Protestan işçiler daha disiplinli ve çalışkandır! Katolikler ise daha sakin, mütevazi ve gelenekseldir. Protestanları, bizdeki bayağı anlamıyla, 'ilerici' sanmayın, Aydınlanma'ya soğukturlar!(6)
Protestanlar arasında en başarılılar "özellikle dini eğitim görmüş olanlar" ile bir tarikata, bir cemaate mensup olanlardır.(7)
Tarikatçı Protestanlar, özellikle de Kalvinistler, "ekonomiyi ele geçirme harekatı" mı yapıyorlardı?!
Bu cemaat ve tarikatlar konusunda "aldıkları dini telkinler bizi ilgilendirmiyor" diyen Weber, başka şeye dikkat ediyordu:
"Dini yaşam pratiğinin yarattığı yaşam biçimini yönlendiren ve bireyi sıkı sıkı orada tutan psikolojik güdü..."
Bu güdüler, 'geleneksel Katolikler'den farklı olarak, Tanrı korkusu ile, kişileri dayanıklı, iradeli, disiplinli, çalışkan hale getiriyordu, "Ortaçağ asketizminden (riyazetçilik) dünyeviliğe geçiş" aşamasını temsil ediyorlardı!(8)
Dini eğitimin ve cemaat hayatının kazandırdığı nefse hakimiyet ve disiplinli yaşama alışkanlığı sayesinde bu insanlar, böylece, "ataerkil ve otoriter bağlarını koparmış ve kişinin insandan çok Tanrı'ya itaatle yükümlü olduğu inancını 'kendisi' yorumlamış" olarak, "modern bireyciliğin temelini oluşturmuşlardır!"(9)
Tarikat ve cemaat, aynı zamanda, bir güç kaynağıydı:
"Vaftiz o kişiye bütün bölgenin fırsatlarını ve hiç rekabetsiz, sınırsız güven kapılarını açıyordu... Genellikle, iş hayatında, yalnızca Methodist veya Baptist ya da diğer mezheplere ve mezhebimsi gizli tarikatlara üye olan kimseler başarılı olabiliyorlardı...
Bunlar yalnız dindarlara borç vermekte ve paralarını onlara emanet etmekte, dürüst ve sabit fiatları (faizsiz! T.A) orada buldukları için de yalnız dindarların dükkanlarından alışveriş yapmaktadırlar..."(10)
Bizdeki "irticai sermaye" gibi!
Bu Protestan, Calvinist tarikat ve cemaatler, sübjektif amaçları bu olmadığı halde, Weber'in deyimiyle "sofulukla ticaret ruhunu birleştirerek" modern kapitalizme ve toplumsal rasyonelleşmeye, ekonomi devrimine öncülük etmişlerdir!

WEBER VE İSLAM

Weber'e göre, İslam'da "ganimet arayan dinsel coşku" ve "bedensel haz eğiti ve dünyayı reddetme eğilimi" egemendir! Protestanlığın tersine, böyle bir din rasyonel kapitalizmin gelişmesine imkan vermezdi! Turner, Weber'in bu görüşlerinin "19. yüzyıl yorumlarına" ve o zamanki "Hristiyan ilahiyatçılarına" uygun düştüğünü belirtir.(11)
Bizde Weber'e en yetkin eleştiri Prof. Sabri Ülgener'den gelmiştir. Prof. Ahmet Güner Sayar'ın deyimiyle, rahmetli Ülgener "Türk Weber'i"dir, bizim tarihimizdeki din-iktisat ilişkilerini incelemiştir.
Ülgener, "Zihniyet ve Din" aslı fevkalade değerli eserinde Weber'in eleştirilmesine 20 sayfa ayırmıştır.
Özetle:
Metadolojik eleştiri: Weber, burjuva ve girişimci karakterli Kalvinist dindarlığın zıddı olan olumsuz bir 'ideal tip'i oluşturmak için İslam'a tek taraflı bakmış, bunu doğrulayacak unsurları ve olayları seçmiştir. İslam'da sermaye birikimine izin verilmediğini söyleyen Weber'e cevap veren Prof. Ülgener Kur'an ayetleri ve Hz. Peygamber'in hadisleri ile, 'birikim'in ve dünya nimetlerinin teşvik edildiğini anlatır.
Tarihi eleştiri: Weber İslam hakkında olumsuz bir 'ideal tip' oluştururken, tarihliliği, yani tarih içindeki değişmeleri dikkate almamıştır:
"İşte İslam! diye hazır ve dört köşe taslağa takılıp kalmadan önce sormak ve düşünmek gelirdi: Hangi devrin, hangi çevrenin İslam'ı?..."(12)
Demek ki, tarihin değişik şartlarında Müslümanların İslam anlayışı da değişmiştir!
Prof. Ülgener başka bir eserinde diyor ki:
"İnsanı ortaçağın darlaştırıcı kayıtları dışarısına çıkaran aktivist temayüller İslam medeniyetinde, Hristiyanlığa nazaran daha süratli bir barışa ve anlaşmayı mümkün kılmıştır. İslam, pazarda alışverişleri elden geldiği kadar kolaylaştıran şahsa Tanrı'dan rahmet dileyen bir din(dir)..."
Devletin fiat tesbitini (narh) Hz. Peygamber'in reddettiğini hatırlatan Ülgener, İslam'da narh aleyhtarlığıyla tüketiciden ziyade üretici ve tüccarların korunduğunu" belirtiyor.(13)
Maxim Rodinson da Weber'in İslam hakkındaki görüşlerini eleştirmiş, kar peşinde koşma dürtüsüne İslam'ın Hristiyanlık'tan daha fazla yer verdiğini anlatmıştır.(14)
Özetle, kar peşinde koşma fikri İslam'da teşvik edilmiş ama, Akdeniz ve Doğu ekonomisinin çökmesi sürecinde, topluma "daralma devirlerinin ortaçağ zihniyeti" egemen olmuş, miskinlik ağır basmıştır.(Bizim laikçiler bu tipi severler; okumasınlar, şirket kurmasınlar; tarlada çalışsınlar!)
Zamanımızda dışa açılma ve piyasa ekonomisi sayesinde "genişleme devirleri" yaşanmaktadır ve kabaran 'kazanç' hırsıyla "tarikatçı şirketler" kurulmakta, çok da iyi olmaktadır. 'Weberyen' bir rasyonalizasyon sürecidir bu!
Lakin, sosyal bilim zihniyetinden, Wright Milles'in deyimiyle "sosyolojik muhayyile"den yoksun resmi ideoloji, Türkiye'de toplumsal rasyonelleşmenin en önemli dinamiklerinden biri olan bu iktisadi faaliyetleri "irticai sermaye" diye damgalayarak toplumsal modernleşmemize zarar vermektedir! Ne diyelim, "bizde sosyolojiye ihtiyaç yok"muş...
Yine de, Weber'i saygıyla anıyorum.
1) R. Aron, Toplumbiliminde Ana Akımlar, Ankara 1973, sf.69.
2)Dr. Coşkun San, Max Weber'de Hukukun ve Meşru Otorite'nin Sosyolojik Analizi, Ankara 1971, sf. 130.
3) Bkz. R. Aron, age, sf. 8-9.
4)Bkz. Max Weber, Sosyoloji Yazıları, (Çev. Taha Parla), Hürriyet Vakfı yy. 1987, sf. 24-26.
5) R. Aron, ege, sf. 71.
6) Bkz. Max Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, Hill yy. Ankara 1997, sf. 30-40.
7) M. Weber, age, sf. 30-40.
8) Age, sf. 85-93.
9) M.Weber, Sosyoloji Yazıları, sf. 276.
10) Age, sf. 261, 268.
11) B.S Tumer, Max Weber ve İslam, İstanbul 1991, sf. 166, 184 vd.
12) S. Ülgener, Zihniyet ve Din, Der yy. İstanbul 1981, sf. 62 vd.
13) S. Ülgener, Darlık Buhranları ve İslam İktisat Siyaseti, Mayaş yy. Ankara 1984, sf. 129.
14) M. Rodinson, İslamiyet ve Kapitalizm, Gün yy. İstanbul 1969, sf. 154.

NOT: Taha Akyol'un Milliyet gazetesindeki 14.06.1998 tarihli yazısıdır.




1 yorum:

  1. teşekürler güzel paylasim olmuş admin bagendim.

    YanıtlaSil